<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0">
<channel>
<title>Bildiri</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12627/1290</link>
<description/>
<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 08:11:24 GMT</pubDate>
<dc:date>2026-03-06T08:11:24Z</dc:date>
<item>
<title>Tedizolid ve Omadasiklin’nin Tüberküloz Dışı Mikobakterilere karşı in vitro etkinliğinin araştırılması</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12627/190538</link>
<description>Tedizolid ve Omadasiklin’nin Tüberküloz Dışı Mikobakterilere karşı in vitro etkinliğinin araştırılması
Yaman, Görkem; Özçatalkaya, Nazlı Ece; Çiftçi, Elif; Şatana, Dilek; Türkkal, Seda
Tüberküloz Dışı Mikobakteriler (TDM), çevrede her yerde  özellikle toprak ve su kaynaklarında bulunan, fırsatçı patojenlerdir. Tüberküloz  Dışı Mikobakteri kaynaklı enfeksiyonlara karşı uygun ilaç rejimlerinin  oluşturulabilmesi için antibiyotik duyarlılık testlerinin yapılması  gerekmektedir. Bu çalışmada 60 hızlı, 45 yavaş üreyen  toplam 105 tüberküloz dışı mikobakteri suşunun tedizolid ve omadasikline karşı  antimikrobiyal duyarlılıkları CLSI M24 ve M62 rehberleri doğrultusunda kolorimetrik  mikrodilüsyon yöntemi ile araştırılmıştır. Araştırmada tedizolid için 0.015-32 µg/ml, omadasiklin için 0.003-64 µg/ml MİK aralığı kullanılmıştır. Tedizolidin  duyarlılığının değerlendirilmesinde  literatür bilgisine dayanarak, CLSI M62’de linezolid için önerilen kritik  konsantrasyon değerleri (≤8 µg/ml duyarlı; 16 µg/ml orta duyarlı; ≥32 µg/ml dirençli) kullanılmıştır. Tedizolid  için hızlı üreyen TDM’lerden sadece M.fortuitum  orta duyarlı (1/29; 16µg/ml) ve yavaş üreyen TDM’lerden M.avium dirençli (1/6; ≥32 µg/ml ) olarak belirlenirken, diğer tüm TDM suşlarının duyarlı  (103/105; ≤8 µg/ml) olduğu saptanmıştır. Omadasiklin için önerilen herhangi bir kitik konsantrasyon  değeri bulunmadığından  bu antibiyotik için sadece saptanan MİK değerleri bildirilmiştir. Elde edilen  MİK değerleri ekli tabloda görülmektedir. Bu çalışma, tedizolidin  TDM’ler üzerinde güçlü in vitro etkisinin var olduğunu, ancak omadasiklinin hızlı  üreyen suşlar üzerinde değişken sonuçlar verdiğini, TDM tedavi rejimlerinin  oluşturmasında türe özgü antimikrobiyal duyarlılık testlerinin yapılmasının gerekli  olduğunu göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Tedizolid ve Omadasiklin,  Tüberküloz, Tüberküloz Dış Mikobakteri, Mikrodilüsyon, Antitüberküloz  Duyarlılık TestiBu çalışma, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma  Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 36925In Vitro Activity of Tedizolid and Omadacycline in  Nontuberculous MycobacteriaTurkkal S, Ozcatalkaya NE, Ciftci E, Yaman G, Satana  DIstanbul  University, Istanbul Faculty of Medicine, Department of Medical Microbiology,  34093, Fatih, Istanbul, Turkey.Nontuberculous mycobacteria (NTM) are opportunistic  pathogens found everywhere, especially in soil and water sources. In order to  establish appropriate drug regimens against NTM infections, antibiotic  susceptibility tests must be performed. In this study, the antimicrobial  susceptibilities of a total of 105 NTM strains, including 60 rapid-growing and  45 slow-growing strains, to tedizolid and omadacycline were investigated using  the colorimetric microdilution method according to CLSI M24 and M62 guidelines.  The MIC range of 0.015-32 µg/ml was used for tedizolid and 0.003-64 µg/ml for  omadacycline. Based on literature information, the critical concentration  values recommended for linezolid in CLSI M62 (≤8 µg/ml susceptible; 16 µg/ml  intermediate; ≥32 µg/ml resistant) were used to evaluate the susceptibility of  tedizolid. Only one rapid-growing strain, M.  fortuitum, was found to be intermediate (1/29; 16 µg/ml) to tedizolid, and  one slow-growing strain, M. avium,  was found to be resistant (1/6; ≥32 µg/ml), while all other NTM strains were  susceptible (103/105; ≤8 µg/ml). As there is no recommended critical  concentration value for omadacycline, only the MIC values obtained were  reported for this antibiotic. The obtained MIC values are shown in the attached  table. This study demonstrates that tedizolid has a strong in vitro effect on  NTM, but omadacycline gives variable results on NTM strains, indicating that  species-specific antimicrobial susceptibility testing is necessary to establish  NTM treatment regimens.Key Words: Tedizolid,  Omadacycline,  Tuberculosis, Nontuberculous Mycobacteria, Microdilution, Antituberculous  Susceptibility Testing The present  work was supported by the Research Fund of Istanbul University. Project No: 39625
</description>
<guid isPermaLink="false">http://hdl.handle.net/20.500.12627/190538</guid>
</item>
<item>
<title>Tarık Buğra'nın Romanlarında Anadolu ve Anadoluculuk Düşüncesi ile İlişkisi</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12627/190365</link>
<description>Tarık Buğra'nın Romanlarında Anadolu ve Anadoluculuk Düşüncesi ile İlişkisi
Ünüvar, Salih
Tarık Buğra’nın Küçük Ağa ve Firavun İmanı romanları üzerinden, yazarın Anadolu’ya bakışını ve Anadoluculuk düşüncesi ile ilişkisini ele almayı amaçlayan bu çalışmada, Buğra’nın ilgili romanlarından sonra Anadoluculuk akımından bahsedilecektir. Sonrasında ise Buğra’nın bu akımın temsilcisi olarak kabul edilen isimlerle ilişkileri, Buğra’nın romanlarında bu isimlere yer vermesi ve bu isimlerin Buğra’nın romanlarına yaklaşımları değinilecek diğer konuları oluşturmaktadır. Sonuç kısmında ise Buğra’nın Anadolucu isimlerle benzerlik gösterdiği ve farklılaştığı noktalara yer verilecektir.
</description>
<guid isPermaLink="false">http://hdl.handle.net/20.500.12627/190365</guid>
</item>
<item>
<title>yaşlıda hipertansiyon:tedavide farklılıklar</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12627/190277</link>
<description>yaşlıda hipertansiyon:tedavide farklılıklar
Bahat-Öztürk, Gülistan; Fetullahoğlu Durmuş, Zeynep; Özkök, Serdar; Karan, Mehmet Akif
Dünya nüfusu giderek yaşlanmakta olup, 65  yaş ve üzeri nüfus dünya nüfusunun %9.6’sını  oluşturmaktadır. Türkiye’de ise 2022 verilerine  göre bu oran %9.9’a ulaşmıştır. Bu nedenle yaşla birlikte sıklığı artan hastalık ve durumlar giderek daha fazla  önem kazanmaktadır. Hipertansiyon yaşlılık döneminin  en sık görülen kronik dahili hastalığı olup, 65 yaş ve  üzerinde sıklığı dünya genelinde %60-80’dir. Yaşlıda  hipertansiyon etyopatogenezinde arteriyel sertlik, tuz  duyarlılığı, endotel disfonksiyonu, santral adipozitede  artış ve sempatik sinir sistemi aktivasyonu göze çarpmaktadır. Diğer yaş gruplarında görülen hipertansiyondan farklı olarak yaşlıda sistolik kan basıncında  artış ve diyastolik kan basıncında düşüş eğilimi “nabız  basıncında artış” ve “izole sistolik hipertansiyon”un sık  görülmesine neden olmaktadır.  Hipertansiyonun tanı, evreleme, tedavi başlangıç kararı ve tedavi eşik değerleri arasında güncel kılavuzlar  arasında farklılıklar görülmektedir. 2017 ACC/AHA  (Amerika) Hipertansiyon kılavuzunda ≥130/80 mmHg  hipertansiyon kabul edilmekte, 2018 ESH/ESC kılavuzunda (Avrupa) ise ≥140/90 mmHg hipertansiyon kabul edilmektedir. Yine buna göre tedavi başlangıç kararı  Amerika kılavuzunda ≥130/80 mmHg olup, yaşlıda eşlik eden komorbiditeler bu eşik değeri değiştirmemektedir. Avrupa kılavuzunda ise eşik değer 65-79 yaş arası  için ≥140/90 mmHg olup, yine eşlikçi hastalıklar tedavi  başlangıç eşik değerini değiştirmemektedir. Avrupa kılavuzu 80 yaş ve üzeri bireyler için ayrı bir parantez açmış, bu yaş grubunda ≥160/90 mmHg değerini tedavi  başlanç kararı için eşik değer olarak bildirmiştir.  Amerika kılavuzları yaşlıda kan basıncı tedavi hedefinin 120-130/70-80 mmHg, Avrupa kılavuzu ise 130-  140/70-80 mmHg olarak belirtmektedir. 2021 ESC  Kardiyovasküler Hastalıklardan Korunma Kılavuzunda  ise bireyler tolere edebiliyorsa sistolik kan basıncı düzeylerinin 120 mmHg’ya kadar indirilebileceği vurgulanmaktadır. Tedavi hedeflerine yönelik eşik değerlerin  giderek düşürülmesinin altında yatan temel etkenlerden  biri son yıllarda sıkı kan basıncı kontrolünün yaşlı bireylerde de kardiyovasküler sonlanımlar ve mortaliteüzerine olumlu etkilerinin olduğunu bildiren majör randomize kontrollü çalışmalardır. Ancak bu çalışmaların  dahil edilme-dışlanma kriterleri dikkatle incelendiğinde  dahil edilen yaşlı popülasyonun ağırlıklı olarak fit sayılabilecek, genç yaşlı kategorisindeki, eşlikçi hastalık  yükü az olan, kırılganlık ve mortalite bakımından  avantaj sağlayan fazla kiloluluk ve yüksek diyastolik  kan basıncı gibi özelliklere sahip olan yaşlı bireyler  oldukları görülmektedir. Bunun yanı sıra kırılgan, demansif, ciddi organ yetersizlikleri olan, bakımevinde  yaşayan bireylerin dışlandıkları görülmektedir. Bu nedenle kırılgan yaşlılar üzerinde sıkı kan basıncı kontrolü  hedeflemek için yeterli kanıt bulunmamaktadır. Aksine  sıkı kan basıncı kontrolünün yaratacağı olumsuz etkiler  göz önünde bulundurularak kırılgan bireyler için “önce  zarar verme” prensibi akılda tutulmalıdır. Bu bağlamda,  hipertansiyon için tedavi hedefleri belirlenirken mutlaka kronolojik yaş değil “biyolojik yaş” dikkate alınmalı,  bunun için de kırılganlık değerlendirmesi yapılmalıdır.  Kırılganlık değerlendirmesi için Fried kriterleri, FRAIL  skalası, ya da yürüme hızı değerlendirmesi yapılabilir.  Kırılgan, fonksiyonelliği kısıtlanmış bireylerde sistolik  kan basıncı hedefi 150 mmHg olaak belirlenmeli,  tedavi altında sistolik kan basıncı 130 mmHg altına  düştüğünde ya da sersemlik, uyuklama, kognisyonda  azalma ya da ortostatizm gibi semptomlar varlığında  deintensifikasyon/tedavi sonlandırma düşünülmelidir.  Kırılganlık öncesi evrede olup, fonksiyonelliği kısmi  etkilenen bireyler ise gri alanda olup, bu bireylerde  tedavi hedefleri için mümkünse kapsamlı geriatrik değerlendirme ya da kısa geriatrik sendrom sorgulaması  yapılmalıdır. Geriatrik değerlendirmede bir ya da iki  geriatrik sendromu ve eşlikçi hastalığı olan bireylerde fit  yaşlılara uygulanan tedavi hedefleri uygulanabilecekken, üç veya daha fazla geriatrik sendromu ve eşlikçi  hastalığı olan bireylerde kırılgan yaşlılar için önerilen  tedavi hedefleri benimsenebilir. Özetle yaşlı bireyler son  derece heterojen bir topluluk olup, tek bir tedavi hedefinin tüm yaşlı popülasyona uygulanması mümkün  değildir. Bu nedenle uygulanacak tedaviler mutlaka  bireyselleştirilmeli ve geriatrik bakış açısı ile kar-zarar  hesabı yapılarak planlanmalıdır.
</description>
<guid isPermaLink="false">http://hdl.handle.net/20.500.12627/190277</guid>
</item>
<item>
<title>Adrenal Lezyonlarının Ayırıcı Tanısında Ga-68 DOTATATE PET/BT Kantitatif Parametrelerinin Rolü</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12627/190159</link>
<description>Adrenal Lezyonlarının Ayırıcı Tanısında Ga-68 DOTATATE PET/BT Kantitatif Parametrelerinin Rolü
Denizmen, Dilara; Has Şimşek, Duygu; Işık, Emine Göknur; Kuyumcu, Serkan; Hacışahinoğulları, Hülya
Amaç: Adrenal gland lezyonlarının çoğu benign, non-fonksiyone  kitlelerden oluşmakla birlikte nadir de olsa metastatik potansiyeli bulunan  feokromasitoma (FEO), paraganglioma (PG), adrenal korteks karsinomu  (AKK) gibi tümörler de bulunmaktadır. Tanıda klinik ve laboratuvara ek  olarak görüntüleme bulguları önemli rol üstlenmektedir. Bu çalışmada  adrenal gland lezyonlarının ayırıcı tanısında [Galyum 68 (Ga-68)-DOTATATE  pozitron emisyon tomografisi/bilgisayarlı tomografi (PET/BT) (DOTA PET)]  kantitatif parametrelerinin katkısı araştırılmıştır.  Yöntem: 2013-2022 yılları arasında adrenal lezyon karakterizasyonu  amacıyla DOTA PET yapılan olgular ve DOTA PET görüntülemede kısa aksi ≥1  cm insidental solid adrenal lezyonu saptanan olgular çalışmaya dahil edildi.  Karşılaştırma grubu olarak adrenal dışı endikasyonlarla DOTA PET çekilen,  BT’de adrenal patoloji saptanmayan ve tamamen normal raporlanan  olgular çalışmaya alındı. Final tanı hastaların histopatoloji sonuçları ya  da eş zamanlı/takip [manyetik rezonans (MR)-BT] bulguları ile kondu.  Normal glandların ve karaciğerin SUVmaks değerleri ile adrenal lezyonların  HounsfieldUnit, SUVmaks, SSTR-TV ve SSTR-TL denen total tümör volümü ve  total tümör SSTR ekspresyonu gösteren parametreler PET-VCAR programı  (GE Healthcare) kullanılarak hesaplandı. Kantitatif parametrelerin etkinliği  Mann-Whitney U ve Kruskall-Wallis testleri ile incelendi. Anlamlı farklılık  saptanan parametreler için eşik değer alıcı işletim karakteristiği (ROC) eğrisi  ile belirlendi.  Bulgular: Adrenal lezyon karakterizasyonu araştırılan (n=22, 3’ü bilateral)  ve insidental adrenal lezyonu saptanan (n=19, 2’si bilateral) 41 hasta (46  lezyon) ile karşılaştırma grubu olan 44 hasta olmak üzere toplam 85 hasta  çalışmaya dahil edildi. Final tanı 46 lezyonun 22’sinde histopatoloji, 18’inde  MR, 6 lezyonda takip BT ile konfirme edildi. Kırk altı lezyonun 14’ü FEO, 2’si  AKK, 1’i PG, 1’i malignite potansiyeli belirsiz adrenal tümör, 24’ü adenom,  3’ü nodüler hiperplazi, 1’i myelolipom idi (Tablo 1). Normal adrenal, FEO ve  adenom için medyan SUVmaks sırasıyla 15; 22,3 ve 11,5 olarak hesaplandı.  SSTR-TV ve SSTR-TL değerleri FEO için 18,6 cc ve 264,8 iken adenom için  1,7 cc ve 13,4 idi. Medyan SUVmaks değerleri normal gland, FEO ve adenom  için anlamlı olarak farklı iken en düşük SUVmaks adenomda, en yüksek SUVmaks  FEO’da görüldü (p=0,003). FEO ve adenom ayrımında tüm parametreler  içerisinde tanısal gücü en yüksek SSTR-TV idi (Tablo 2). SSTR-TV için eşik  değer 4 alındığında DOTA PET’in duyarlılık ve özgüllüğü %93 ve %96 olarak  bulundu (p= &amp;lt;0,001, AUC: 0.927-1) (Tablo 3).  Tartışma: FEO tanısında BT/MR tanıda yardımcı olmakla birlikte nonsekretuar lezyonlarda fonksiyonel görüntüleme yöntemleri önemli rol  oynamaktadır. Sporadik FEO tanısında güncel kılavuzlar öncelikle DOPA  PET önermekle birlikte, mutasyon tanımlanmayan veya metastaz şüphesi  bulunan olgularda DOTA PET de yüksek tanısal performansı nedeniyle FDG  PET ve I123-MIBG yerine ikinci seçenek olarak önerilmektedir. Çalışmamızın  sonuçlarına göre FEO ve adenom ayrımında DOTA PET SUVmaks değeri sınırlı katkı sağlarken SSTR-TV %93; %96 duyarlılık ve özgüllüğü ile oldukça yüksek tanısal performans göstermektedir. Literatürde sporadik FEO tanısında az sayıda hasta (&amp;lt;n=25) ile yapılan sınırlı sayıdaki çalışmalarda DOTA PET’in duyarlılığı %93-100 arasında iken bu çalışmalarda yalnızca lezyonun SSTR uptake’i kullanılmıştır. Sonuç: Çalışma sonuçlarına göre adrenal lezyon tanımlanan olgularda DOTA PET’de hesaplanan volümetrik parametrelerin yüksek diagnostik performansı ile FEO tanısında yol gösterici olduğu düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Ga-68 DOTATATE PET/BT, feokromasitoma, paraganglioma, SSTR
</description>
<guid isPermaLink="false">http://hdl.handle.net/20.500.12627/190159</guid>
</item>
</channel>
</rss>
