<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rdf:RDF xmlns="http://purl.org/rss/1.0/" xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12627/136">
<title>Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü Makale Koleksiyonu</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12627/136</link>
<description/>
<items>
<rdf:Seq>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12627/630"/>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12627/629"/>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12627/628"/>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12627/627"/>
</rdf:Seq>
</items>
<dc:date>2026-05-01T03:38:46Z</dc:date>
</channel>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12627/630">
<title>Geleneksel Türk Tiyatrosunun Ölümü</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12627/630</link>
<description>Geleneksel Türk Tiyatrosunun Ölümü
Arıcı, Oğuz
Geleneksel Türk tiyatrosu türlerinin ne zaman ve nasıl ortaya çıktıklarına dair bilinmeyen noktalar çok fazladır. Örneğin Karagözün Mısır’dan&#13;
mı yoksa Çin’den mi geldiği konusunda kesin konuşabilmemiz için yeterli&#13;
kaynağımız yok. Aynı şekilde Ortaoyununun bir 17.yy buluşu mu yoksa&#13;
Selçuklularda da görülen bir oyun sanatı mı olduğu konusunda da bilgi ve&#13;
bulgularımız netleşmiş değildir. Geleneksel türlerin kaynağına/ kökenine&#13;
ilişkin bu belirsiz durum, onların ortadan kayboluşları, başka bir ifadeyle&#13;
“ölümleri” konusunda da niteliğini korumaktadır. Türkiye tiyatro yazın ve&#13;
eleştirisinde, yakın tarihimize ilişkin bir “vaka” olmasına rağmen geleneksel türlerin neden “öldüğüne” dair tatmin edici bir cevap bulamıyoruz.&#13;
Cevapların neredeyse tamamı ölüm nedenini Batılılaşmaya bağlayarak&#13;
geçiştirmiş görünüyor. Geleneksel türlerin ölümünde etkili olduğu söylenen&#13;
Batılılaşma olgusu, bu literatürde çok yüzeysel bir şekilde ele alınmıştır.&#13;
Oysaki “türlerin ölümünü” anlayabilmemiz için Batılılaşma olgusuna çok&#13;
yönlü yaklaşmalı ve Batılılaşmanın yol açtığı farklı dinamiklerin süreçte&#13;
nasıl etkili olduğu üzerine tartışmalıyız.
</description>
<dc:date>2013-05-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12627/629">
<title>Bakmak Görmek ve Orpheus Miti</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12627/629</link>
<description>Bakmak Görmek ve Orpheus Miti
Arıcı, Oğuz
Batı edebiyatının hatta genel olarak sanatının “bakma” ve “görme” eylemlerinin&#13;
tehlikesi üzerinde şekillendiğini söyleyebiliriz. Batı’dan Doğu’ya geldiğimizde ise, -özellikle&#13;
Ortodoks Hıristiyanlık ve Sünni İslam ideolojisinde- bu tehlikenin bertaraf edilmeye&#13;
çalışıldığı, bakışın ve görmenin merkezden çıkarılmaya çalışıldığı, örtünmenin (setr /&#13;
tesettür), ar perdesiyle / sır perdesiyle kapatmanın ya da çoğul ya da tersten perspektif&#13;
tekniğiyle gözün iktidarını kırmanın yollarının arandığını görüyoruz.
</description>
<dc:date>2012-05-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12627/628">
<title>Oresteia:  Bir Modern Devlet ve Adalet Tartışması</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12627/628</link>
<description>Oresteia:  Bir Modern Devlet ve Adalet Tartışması
Arıcı, Oğuz
"Kabile reisi" ve kabile devleti‖ gibi ifadeler Türkiye‘deki siyasal söylem içinde hakaret olarak kullanılır. Bu ifadeler söz konusu kişilerin veya toplumların "modern bir devlet"e sahip olmadıklarından dolayı ilkel, vahşi, düzensiz, başka bir deyişle barbar ve hayvani olduğunu ima eder. Kabile reisi teriminin kullanımı, aynı zamanda hem modern devlet gibi bir siyasi örgütlenmeyi yüceltir hem de cahillik, gerilik, hukuksuzluk, şiddet ve diğer olumsuz özelliklerin kabile toplumlarının kaderi olduğu yönündeki dogmayı yeniden üretir. Makalede Aiskhylos tarafından M.Ö. 458‘te yazılmış olan Oresteia Üçlemesi‘ne odaklanacağım. Bu üçleme kabileden devlete, akrabalıktan vatandaşlığa, ana erkillikten baba erkilliğe geçişteki sorunlar hakkındadır. Makalede üçlemede devletin nasıl kan davasını sonlandıran bir otorite olarak tahayyül edildiği ve akrabalık ilişkilerinin nasıl kontrolsüz şiddetin kaynağı olarak görüldüğü tartışılacaktır. Kabile ve devlet arasındaki gerilim bu üçlemenin merkezini oluşturur. Metinde kısas hukuku, Erinyeler aracılığıyla temsil edilen -ilkel topluma ait yazılı olmayan- kurallar, Apollo‘nun tanrısal ve erkil kimliğinde vücut bulan modern devletin yazılı kanunlarıyla karşı karşıya getiriliyor. Üçlemenin sonunda Apollo‘nun temsil ettiği modern devlet kabile devletine karşı verdiği savaşı kazanmış ve ona baskın gelmiş gibi görünse de oyların eşitliği tarafların da eşitliğinin bir göstergesidir. Son sahnede Deux ex Machina olan, Apollo, çözümü sağlıyor.
</description>
<dc:date>2011-04-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12627/627">
<title>Antik Yunan Tragedyasının Metafiziği</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12627/627</link>
<description>Antik Yunan Tragedyasının Metafiziği
Arıcı, Oğuz
Kral Midas bir gün Dionysos’un bilge satirlerinden Silenos’u ormanda yakalar. Evrenin bilgisine sahip olduğunu düşündüğü Silenos’tan paha biçilmez bir bilgi alma peşinde olan Midas, ona insan için en iyi şeyin ne olduğunu sorar. Silenos bir kahkaha patlatır ve ardından şöyle cevap verir: “İnsan için en iyisi hiç doğmamış olmak. İkinci en iyi şey ise hemen ölmek”. Bunun üzerine Midas derin bir sessizliğe bürünür. Midas’ın derinlere dalışından yararlanan Silenos onun elinden kurtularak kaçar.&#13;
&#13;
Hikâyedeki Midas, basit bir biçimde insanı temsil etmektedir; Midas’ın suskunluğu insanın ölüm karşısındaki çaresizliğini ifade eder. Hikâye büyük bir paradoksu işaret etmesi bakımdan ve hatta doğrudan doğruya insanın varoluş problemine gönderme yaptığı için, trajiktir. Midas, “trajik bilgi” ile karşı karşıya kalır ve bu açıdan bize Oidipus’u hatırlatır. Kendisiyle dışsal bir bağlantısı olduğunu düşündüğü bir bilginin sahibi olmayı, dolayısıyla daha fazla varolmayı düşünürken, aradığı cevabın bizatihi kendisinde olduğunu, içkin bir problem halinde orada, kendisinde durduğunu görür. Cevap, bir cevap olmasına cevaptır; ancak yine de hiçbir şey söylemez, ne bir bilgi verir ne de bir kapı açar. Yalnızca derin bir yarık, dipsiz bir uçurum oluşur Midas’ın önünde[1]. Sifenks’in kendi ölümüne yol açan sorusunun[2] tersten bir görünümüdür, Silenos’un cevabı. Bu kez “cevap”a maruz kalan Midas’tır. Midas, Sifenks gibi ölmez ama cevap ölümcüldür. Soru soran kendisiyken aldığı cevabın şiddeti onu protagonist (cevap veren) olmaya zorlar.
</description>
<dc:date>2008-04-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
</rdf:RDF>
